28 Aralık 2014 Pazar
DEĞERLİ İNSANLAR
Bazıları vardır her zaman değerli olan ama kolay vazgeçtiklerimiz ilk değerli olanlardan vazgeçeriz. onların en küçük hataları onları gözümüz kapalı geride bırakmamıza sebep olur. Çünkü onlara zamanımızı vaktimizi fazlasıyla veririz her geçen gün ufacık şeyler birikir ve gün gelir ve içimizde tuttuklarımız kum taneleri gibi dökülür ortaya kum taneleri zarar verir sevdiklerimize canı yanan kalırsa yanında kıymeti bilinmelidir. İlk gidenler zaten gitmek istedikleri için bahane beklemişlerdir ve ilk fırsatta gitmişlerdir.Değer vermemek olmaz hayatta insanları seveceksin insanları gözü kara seveceksin bırakmamak için elinden geleni yapacaksın ama illa gitmek isteyenler olacak onların da gitmesine izin vermeyeceksin ama yanında durdukça sen zarar vermeyeceksin boğmayacaksın onları gerektiğinde onlar gelecek yine yanına ama bırakıp gittiklerine pişman olacaklar belkide ama gitmeyenlerle aynı değerde olmayacaklar ...
24 Aralık 2014 Çarşamba
Vazgeçmez Deliler Sevdiklerinden
Vazgeçemediklerimiz vardır. Her gün biraz daha bağlandıklarımız ama vazgeçemeyiz işte günden güne çok severiz sevdiklerimiz sevildiklerini bilmeden severiz vazgeçemeyiz onlardan.Böyle seviyordu Hakan Karşılığı olmadan karşılık beklemeden tek taraflı kocaman seviyordu. Bir zamanlar aynı iş yerinde bile çalışmışlardı orada çalışırken de sevdi Figen' i belli etmedi kimseye tek başına çaresizce. Günden güne daha çok istiyordu onu görmeyi saatlerce uzaktan izlemeyi. Nasıl anlatırdı bu aşkı birilerine ne derlerdi ona nasıl sevdiğini bilmeden.Her sabah erkenden uyanırdı o işe giderken onu görebilmek için görüyordu onu ama söyleyemiyordu onu sevdiğini. Bilse Figen Hakan'ın onu bu kadar çok sevdiğini belki o da severdi diye düşünmeden edemezdi kendi kendine.Her gece karar alırdı yarın sabah söylerim diye. Her sabah olduğu gibi bu sabahta söyleyemezdi onu her gün biraz daha sevdiğini birikirdi içinde ama vazgeçmezdi söyleyemedi diye.Bir sabah erkenden hazırlandı kararlıydı bu sefer söyleyecekti Figen'e hazırdı tüm biriktirdiği sözler çıkacaktı karşına Seviyorum seni böyle böyle diye .Her sabah beklediği marketin oradaydı Hakan bu sefer geçmek bilmiyordu zaman gelse de söylesem diye kıvrandı durdu bakkalın yanına. Sonra birden bir ses oldu arka sokakta bütün esnaf çıktı baktı sağa sola birden herkes koştu arka tarafa .Hakan merak bile etmiyordu Figen geçer de görmez diye. Önce polis arabası geldi arka mahalleye sonra bir ambulans ve etrafta ağlayan kadınlar mırıldanıyordu bir şeyler :-Genç kızdı yaşar inşallah-Abisi yüzünden basmışlar evi -Ben de gelen giden görmedim silah sesine çıktım sokağa Bir sürü şey mırıldanıyordu kadınlar ama Hakan saate bakıyordu durmadan nerede kalmıştı gelmemişti halaSonra bir polis geldi bakkala Mehmet amca sordu;-Hayırdır kardeş ölen kalan var mı diye-Figen ALAGÖZ ağır yaralı abisi Zafer'de yolda kaybetmiş hayatını dedi.
Hakan sadece Figen ismini anlamıştı yada anlamak istemişti.Şimdi ismi Deli Hakan aynı bakkal market oldu Figen abisinin kumar borcu yüzünden toprak oldu ama Hakan her sabah aynı saatte bekliyordu Figen'i işe gider diye tam sekize on kala gülümserdi Figen geçer gibi ama hiç vazgeçmedi beklemekten belki yıllar sonra bile bekler Hakan orada sevdiğini.
NOT:VAZGEÇMEZ İNSAN GİTSE DE BEKLER SEVDİĞİNİ
''PEMBE YALNIZLIK''
Yalnızlık seçilir mi ?
Seçilir tabi ki her seçilenin seçeneği olduğu gibi yalnızlığında vardır. Seçenekleri ister zorla kabul edersin yalnızlığı ya da mahkum edilirsin yalnızlığa.
Ya biz iteriz başkalarını yalnızlığa ya onlar bizi vardır işte yalnızlığında kendince seçenekleri ama bir şey vardır kesin olan. KİMSE İSTEMEZ YALNIZLIĞI.Hava gibidir insanın yanındaki insan bazen boğar seni bazen de nefes almana yardımcı olur ama insan lazımdır insana ister sevgili, ister arkadaş, ister anne baba,ama lazımdır biri insana.Tek başına yapamaz ki insan bilemez neyin doğru neyin yalnış olduğunu bilemez. İnce bir fark vardır arada yanında insan varken de bilemez yalnış olanı doğru olarak yaptığını. Adem babamızda bilemedi yanında insan varken Elmanın haram olduğunu aldattı onu da bir insan. Ne nedenle istemeyiz yalnız kalmayı bilemeyiz hiç bir zaman ama yalnızlık acı verir insana hep korkutur bizi o zaman karanlıklar korkarız her türlü yalnızlıktan.Gidenin arkasından ağlarız yeri boş kaldı diye. Bir de bizim yolladıklarımız varken yaşarken yalnız bıraktıklarımız o zaman acımaz canımız. Biz atarız başkalarını o karanlığa fark eder mi yalnız kalmanın bırakmanın şekilleri ama yalnızlık varoluştan beri vardır insana o yüzden kabul etmeli yalnız doğup yalnız öleceğine. Farklıyız yalnız olan bizler kabul ettik hayatın doğasını ama vazgeçmiyoruz sevdiklerimizden.Bir de zoraki yalnızlıklar var mecbur bırakırız sevdiklerimizi işte bunlar masum pembe yalnızlıkları ortaya koyarlar. En tehlikeli olandır pembe yalnızlık tek taraf değil iki tarafta acı çeker istemeseler de yalnız kalır sevenler
NOT: DÜN SEVDİK DİYE GİTMESİN BUGÜN SEVİLENLER
Bir Tek Kiraz Küpe
Rüzgarda dağılıyordu saçları,yüzüne vuran güneşten bakamıyordu gökyüzüne sonra kırmızı , kıpkırmızı önünde tokaları olan ayakkabılarını çıkardı ve çimlerin üstünde koşmaya başladı.Sonra en sevdiği oyuncağıyla oynuyordu yan komşunun kızıyla.Adı gibiydi kendi de ipek gibi saçları vardı .İpekti adı kendi gibi güzel olan duvarlar arkasından bakardım ona yaklaşamazdım hiç yanına utanırdım hep.Nelerden utanmadım ki ben çocukluğum da .Annem sokakta beni azarladı diye, sokaktaki insanlardan.Yemek üzerime döküldü diye masada ki herkesten utandım ben . İçimden geçenlerden bile utanırdım ben yanaklarım hemen kıpkırmızı olurdu işte. İpeği görünce de öyle olurdum uzaktan böyle olurken yanına nasıl giderdim.Sekiz yaşında küçücük bir adamın aşkıydı benim ki onu uzaktan gözetlerdim ona zarar gelmesin diye.Bir gün yine arka bahçeden sesleri geliyordu.Yine toplamıştı tüm mahalleyi yanına herkes çok severdi onu büyük ablalar bile çok güzel kız ''Maşallah'' diye herkes onu bu kadar çok severken nasıl söylerdim ona , onu bu kadar çok sevdiğimi diğerleri gibi sanırdı benim bu sevgimi. Duvarın üzerinden izliyordum onu yavaş yavaş dağılıyordu herkes etrafından en sevdiği arkadaşı kalmıştı yanın da birden bir ses duyar gibi oldum. Evet evet onun sesiydi. Bulamıyorum diye bağırdı . Ağlamaya başlamıştı bembeyaz olan yüzü kıpkırmızı oluvermişti birden. ağlamaklı konuşmalar arasından anladığım kadarıyla bir şey kaybolmuştu. Sonra annesi geldi tesselli etti.Merak ettim neydi kaybolan bu kadar değerli olan annesi kucağına aldı sarıp sarmaladı onu evine götürdü.Hemen oyun oynadıkları yere gittim. Hava kararmak üzereydi köpek sesleri içimde bir korku uyandırdı.Ama vazgeçmiyordum bakıyordum sağ sola biraz daha böyle devam ediyordum birden babamın sesiyle irkildim.
-Mustafaaa diye
birden kendime geldim ve hava iyice kararmıştı
-Yemek hazır hadi eve
Koşarak fırladım olduğum yerden hemen duvardan atladım ellerimi yıkadım ve içeriye girdim
Annem okşadı başımı ve masaya oturduk yemek yedik hep beraber herkes bir sürü şeyden bahsediyordu.Duymadım hiç bir şeyi aklımda ne kaybetti acaba diye düşünmekten .
Sabah olmuştu böyle sabah on gibi evin arka tarafına gittim baktım İpek yoktu orada oynamıyordu. Arka bahçe de akşama kadar öyle bekledim kimse gelmemişti. Akşamdan akşama arıyordum ne kaybettiğini bir hafta sonra öğrendim İpek'in babasının tayini çıkmış evi toparlamaya başlamışlar.
İçimden en ağır sözleri söylüyordum babasına Gidemez götürmez onları diye.
Sonra gelmişti gidecekleri gün annemle onların evinin bahçesindeydik.
Herkes mutsuzdu ama gidiyorlardı neden mutsuzlarsa gidiyorlardı anlamadım insan sevmediği şeyleri yapmaz ki neden yapıyorlar neden gidiyorlar.
İpek gideli bir ay geçti ben hala kaybettiğini arıyordum. Bir sabah erkenden uyandım. ve koşarak arka bahçeye geldim. Erik ağacının altına uzandım. Gökyüzüne bakmaya başladım ne güzeldi bulutlar hepsinin ayrı bir şekli vardı.Sonra birden sırtıma iğne ucu kadar bir şey battı anlamadım ama canım yanmıştı hafif doğruldum yere baktım ''KIRMIZI KİRAZ KÜPE'' elime aldım diğer tekine baktım ama yoktu orada. İpek'in küpesi idi bu kaybettiği için ağladığı onu kıpkırmızı yapan şey buydu .Birden sevincim yarım kaldı o yoktu burada nasıl vercektim bunu ona.
Şimdi 25 yaşındayım kiraz küpenin hala teki bende ara sıra açar bakarım.
'' İLK AŞKIMDI O UNUTAMAZDIM ONU ''
-Mustafaaa diye
birden kendime geldim ve hava iyice kararmıştı
-Yemek hazır hadi eve
Koşarak fırladım olduğum yerden hemen duvardan atladım ellerimi yıkadım ve içeriye girdim
Annem okşadı başımı ve masaya oturduk yemek yedik hep beraber herkes bir sürü şeyden bahsediyordu.Duymadım hiç bir şeyi aklımda ne kaybetti acaba diye düşünmekten .
Sabah olmuştu böyle sabah on gibi evin arka tarafına gittim baktım İpek yoktu orada oynamıyordu. Arka bahçe de akşama kadar öyle bekledim kimse gelmemişti. Akşamdan akşama arıyordum ne kaybettiğini bir hafta sonra öğrendim İpek'in babasının tayini çıkmış evi toparlamaya başlamışlar.
İçimden en ağır sözleri söylüyordum babasına Gidemez götürmez onları diye.
Sonra gelmişti gidecekleri gün annemle onların evinin bahçesindeydik.
Herkes mutsuzdu ama gidiyorlardı neden mutsuzlarsa gidiyorlardı anlamadım insan sevmediği şeyleri yapmaz ki neden yapıyorlar neden gidiyorlar.
İpek gideli bir ay geçti ben hala kaybettiğini arıyordum. Bir sabah erkenden uyandım. ve koşarak arka bahçeye geldim. Erik ağacının altına uzandım. Gökyüzüne bakmaya başladım ne güzeldi bulutlar hepsinin ayrı bir şekli vardı.Sonra birden sırtıma iğne ucu kadar bir şey battı anlamadım ama canım yanmıştı hafif doğruldum yere baktım ''KIRMIZI KİRAZ KÜPE'' elime aldım diğer tekine baktım ama yoktu orada. İpek'in küpesi idi bu kaybettiği için ağladığı onu kıpkırmızı yapan şey buydu .Birden sevincim yarım kaldı o yoktu burada nasıl vercektim bunu ona.
Şimdi 25 yaşındayım kiraz küpenin hala teki bende ara sıra açar bakarım.
'' İLK AŞKIMDI O UNUTAMAZDIM ONU ''
23 Aralık 2014 Salı
Bırakma Bizi ANNE !!
Yaşanmışlıklar kokan evdi burası her şey sanki canlanacak hemen hemen her şey geçmişten geliyordu. Camdan esen bir rüzgar bile geçmişin kokusunu taşıyordu. Duvarların incelmiş olması işleri boşalıyordu uğultular yaşanmışlıkları canlandırıyordu tavandaki çatlaklarda gözden kaçmıyordu.Sanki bir sürü şey maziye aitti Özlediğim bir kokuydu belki ama hemen kara hatıralar çıkıverdi gün yüzüne. Gözlerim birden dolu verdi aklıma geldi bu evde kopan çığlıklar.Annem sinir hastası bir kadındı sürekli döverdi bizi hep lanetli olduğumuzu söylerdi batıl inançları olmamasına rağmen bizim birer şeytan yavrusu olduğumuzu söylerdi.Babam ise sessiz sakin bir adamdı olandan bitenden haberi olmazdı hiç. Elleri üstü başı toprak içinde gelirdi eve yorgun alnından akan terini silerdi eve girince özenirdim babama onun gibi kocaman bir adam olmak için annem çünkü o zaman annem bizi dövemezdi. hem kardeşimi hemde kendimi kurtara bilirdim diye düşünürdüm ama kardeşim beş yaşındaydı sarışın mavi gözlü bir çocuktu ben ise onun tam tersine esmer kıvır kıvır saçları olan kömür gözlü bir çocuktum kömür gözlü olduğumu da anneannemden bilirdim annem sevmezdi çünkü beni böyle. İlk okula başladığım gün herkesin annesi elinden tutmuş üstlerini başlarını düzeltiyordu
.Ben ise annemin beni çekiştire çekiştire okula götürmesi elimin acıdığını söylediğimde daha da sıktığını hissetmiştim çoğu çocuk ağlamıştı ilk derste ben ise en arkada sessiz sessiz oturuyordum ufacık boyum vardı birde çok cılızdım. bakışlarım herkese ürkekti korkardım insanlardan herkes annem gibi sanırdım.Öğretmenimden uzun siyah saçları olan yuvarlak gözlükleri olan hafif toplu bir kadındı. Beni en sıraya koydu ve saçımı okşadı adımı sordu sadece sesim titrek cevap verdim .
Hasan diyebildim . yine saçımı okşadı .İçimde her saçımı okşadığında bir sıcaklık oluşurdu sanki bir şey eksikti ve o an doluyor gibiydi okula gitmek için erkenden yatar sabah giderdim sınıftakiler benle hiç oyun oynamasa da senin annen deli deseler de aldırış etmezdim hiç öğretmenim vardı. İki senem böyle geçmişti. Her gün okul çıkışında ve gitmemek için kendimden büyük olan okul çantamla oyun oynayan çocuklara bakmak olurdu. Sonra biraz daha büyüdüm üçüncü sınıfta idim ama bir de sünnet denen dava çıkmıştı hay aksi ne korkutmuşlar beni hala aklıma gelince gülüyorum sünnet olacağından bir gece önce annemin tanıdığı kadınlar bizde toplanmıştı kardeşimle bana erkenden parlak kumaştan pijamalar giydirilmişti amcamın oğlu da bu gece sünnet olacağımızı ve baltayla pipimizin kesileceğini söylemişti onu hep domuza benzetirdim evet gerçekten de öyle bir çocuk nefret ediyordum ondan.tabi ben kardeşimi alıp tavukların olduğu kümese saklanmıştım. Tabi yarım saat sonra bizi buldular birde baktım annem evire çevire bizi banyoya soktu kardeşimi de beni de bağırta bağırta yıkadı birde banyodan çıkınca dayak yemiştim sırtımda el süpürgesinin izleri bacaklarım da dişlerinin izleri vardı sabah kaçmayı bırak kıpırdayacak halim yoktu konvoy falan derken eve geldik o kadar yorgundum ki zorla üstümü çıkardılar.beyaz uzun gömlekle sünnetçinin önünde uzanmıştık kardeşimle beraber bacaklarımda ki diş izlerini ve belimde olan morlukları gördü üzülmüştü ben hissetmiştim bunu benim canımı yakmazdı pipimi kesmezdi. kesmedi de ama orası değildi acıyan neresinin acıdığını da bilmiyordum annem beni hiç mi sevmiyordu acaba ben olmasam daha iyimi olur diye düşünüyordum hep ben ne yapmıştım ona bu kadar beni hiç sevmiyordu sonra bir gün bana keşke seni doğurmasaydım diye var gücüyle bağırdı bir köşeye sıkışmıştım ama elimden bir şey gelmiyordu.Sonra kardeşime seslendi ağabeyine vur yoksa ben seni döverim dedi ne kadar dövebilirdi ki üstüme çıkarak o küçük elleriyle bana vuruyordu annem bütün öfkesini bırakıyordu kıpırdamadan karşılık vermeden duran bedenime sonra babam girdi içeriye ne olduğunu anlayamadan aldı annemi üzerimden ve anneme vurmaya başladı.Yattığım yerden zar zorda olsa kalkabildim annemin dudağı kanıyordu babamın önüne geçmeye çalıştım sesim çıktığınca bağırıyordum vurma baba ben yaramazlık yaptım annem ondan dövdü beni diyebildim sadece sessizce kenarda ağlıyordu küçük kardeşim ona sarılmıştı korkmuştu ben alışıktım bunlara ama annem değildi ittim babamı var gücümle dokunma diye bağırdım kim ne derse desin annemdi deli deseler de saçımı okşamasa da annemdi o benim içimdeki özlemdi bu haykırışlarım annemdi o benim .Sonra ilkokul dördüncü sınıfta idim annem eskisi dövmüyordu beni hastalanmıştı çünkü babam elindeki herşeyi satmış kimseden bir şey istemeden hastane hastane geziyordu annemle birlikte sonra birden ameliyat olması gerektiğini öğrenmiştim neydi ameliyat annemi iyi eder miydi diye düşünürken babam çıkageldi biz iki kardeş kalıyorduk amcam ve yengemin çocukları ile kalıyorduk.Okul dönüşüydü babam amcamın kapısında yüksek sesle tartışıyordu sonra domuz olan Bilal geldi yanıma baban sizi kimsesizlerin kaldığı yere verecek demişti inanırmıyım dövdürür müyüm bir daha kendimi sonra eşyalarımızı toparladı. Bilal ilk defa kandırmamıştı beni doğruyu söyledi ne bileyim inanmadım ben bu sefer inanmak istemedim ve babam götürmüştü bizi oraya bir sürü çocuk vardı orada kardeşim hemen kaynaşmıştı onlarla ben cam kenarından babamın bizi bırakıp gidişini izledim babam söylemese de annem ölmüştü bizi dövse de bırakmazdı bizi buralar da çok kızdım babam keşke annemi son kez görmeme izin verseydi diye bizi bırakmış boynu bükük ilerliyordu o bitmek bilmeyen yolda sonra her gece annemi görüyordum rüyalarım da çok sevmese de beni hep dövse de o şekilde görsem de rüyalarım da hala özlüyordum ne olursa olsun annemdi o benim bırakıp gitmeyecekti beni ve kardeşimi çünkü daha başımı bile okşamamıştı sarılmamıştı oğlum diye görememişti benim babam gibi kocaman adam oluşumu bu şekilde kızıyordum anneme . Bir sabah amcam çıkıp geldi bizi ziyarete gelmiş bir de dedi ki annen size bunları yolladı. Utanmıyor muydu koskoca adam yalan söylemeye baban gelip sizi alacak dedi inanmadım sarılmadan gittim amcama yatağa yattım ve ağlamaya başladım utanmıyordum orada ağlamaya orada herkes ağlardı bir köşe de ateşim çıkmış gecesine sabaha kadar annemi istemiş ama gelen olmamış yine iki gün sonra yataktan çıkabildim o da babam gelmiş öylelikle kalkabildim .Birden eşyalarımızı topladılar bizi giydirdiler ve babamın yanında aldım soluğu babam bize öyle bir sarıldı ki o da pişman belli ki bizi bıraktığına dedim affettim hemen babamı elimizden tuttu ve eve geldik. İçerisi kalabalıktı bir sürü insan herkes geçmiş olsun diyordu birine sonra kalabalık aralandı karşımda annem duruyordu. kalakaldım öylece sarılamadım yine kardeşim de gidememişti farklıydı görüntüsü ama anneydi o elini uzattı gel diye gittim yavaşça yanına usulca tuttu elimi bu sefer dövmek için değildi sarıldı sımsıkı bana ve kokumu çekti içine ben de ilk defa duyuyor gibiydim onun kokusunu iyice sarıldı bana usulca affet beni dedi affettim dedim bende hemde çoktan hem ben sana hiç kızmıyordum ki sana hep ol da döv anne dedim gitme sakın bir yere deyip sarıldım bir daha doyamamıştım o günden sonra anneme ne olursa olsun başınız da olsun anneniz
NOT : KİMSESİZLERİ KİMSE ANLAMAZ ONLARDAN BAŞKA
.Ben ise annemin beni çekiştire çekiştire okula götürmesi elimin acıdığını söylediğimde daha da sıktığını hissetmiştim çoğu çocuk ağlamıştı ilk derste ben ise en arkada sessiz sessiz oturuyordum ufacık boyum vardı birde çok cılızdım. bakışlarım herkese ürkekti korkardım insanlardan herkes annem gibi sanırdım.Öğretmenimden uzun siyah saçları olan yuvarlak gözlükleri olan hafif toplu bir kadındı. Beni en sıraya koydu ve saçımı okşadı adımı sordu sadece sesim titrek cevap verdim .
Hasan diyebildim . yine saçımı okşadı .İçimde her saçımı okşadığında bir sıcaklık oluşurdu sanki bir şey eksikti ve o an doluyor gibiydi okula gitmek için erkenden yatar sabah giderdim sınıftakiler benle hiç oyun oynamasa da senin annen deli deseler de aldırış etmezdim hiç öğretmenim vardı. İki senem böyle geçmişti. Her gün okul çıkışında ve gitmemek için kendimden büyük olan okul çantamla oyun oynayan çocuklara bakmak olurdu. Sonra biraz daha büyüdüm üçüncü sınıfta idim ama bir de sünnet denen dava çıkmıştı hay aksi ne korkutmuşlar beni hala aklıma gelince gülüyorum sünnet olacağından bir gece önce annemin tanıdığı kadınlar bizde toplanmıştı kardeşimle bana erkenden parlak kumaştan pijamalar giydirilmişti amcamın oğlu da bu gece sünnet olacağımızı ve baltayla pipimizin kesileceğini söylemişti onu hep domuza benzetirdim evet gerçekten de öyle bir çocuk nefret ediyordum ondan.tabi ben kardeşimi alıp tavukların olduğu kümese saklanmıştım. Tabi yarım saat sonra bizi buldular birde baktım annem evire çevire bizi banyoya soktu kardeşimi de beni de bağırta bağırta yıkadı birde banyodan çıkınca dayak yemiştim sırtımda el süpürgesinin izleri bacaklarım da dişlerinin izleri vardı sabah kaçmayı bırak kıpırdayacak halim yoktu konvoy falan derken eve geldik o kadar yorgundum ki zorla üstümü çıkardılar.beyaz uzun gömlekle sünnetçinin önünde uzanmıştık kardeşimle beraber bacaklarımda ki diş izlerini ve belimde olan morlukları gördü üzülmüştü ben hissetmiştim bunu benim canımı yakmazdı pipimi kesmezdi. kesmedi de ama orası değildi acıyan neresinin acıdığını da bilmiyordum annem beni hiç mi sevmiyordu acaba ben olmasam daha iyimi olur diye düşünüyordum hep ben ne yapmıştım ona bu kadar beni hiç sevmiyordu sonra bir gün bana keşke seni doğurmasaydım diye var gücüyle bağırdı bir köşeye sıkışmıştım ama elimden bir şey gelmiyordu.Sonra kardeşime seslendi ağabeyine vur yoksa ben seni döverim dedi ne kadar dövebilirdi ki üstüme çıkarak o küçük elleriyle bana vuruyordu annem bütün öfkesini bırakıyordu kıpırdamadan karşılık vermeden duran bedenime sonra babam girdi içeriye ne olduğunu anlayamadan aldı annemi üzerimden ve anneme vurmaya başladı.Yattığım yerden zar zorda olsa kalkabildim annemin dudağı kanıyordu babamın önüne geçmeye çalıştım sesim çıktığınca bağırıyordum vurma baba ben yaramazlık yaptım annem ondan dövdü beni diyebildim sadece sessizce kenarda ağlıyordu küçük kardeşim ona sarılmıştı korkmuştu ben alışıktım bunlara ama annem değildi ittim babamı var gücümle dokunma diye bağırdım kim ne derse desin annemdi deli deseler de saçımı okşamasa da annemdi o benim içimdeki özlemdi bu haykırışlarım annemdi o benim .Sonra ilkokul dördüncü sınıfta idim annem eskisi dövmüyordu beni hastalanmıştı çünkü babam elindeki herşeyi satmış kimseden bir şey istemeden hastane hastane geziyordu annemle birlikte sonra birden ameliyat olması gerektiğini öğrenmiştim neydi ameliyat annemi iyi eder miydi diye düşünürken babam çıkageldi biz iki kardeş kalıyorduk amcam ve yengemin çocukları ile kalıyorduk.Okul dönüşüydü babam amcamın kapısında yüksek sesle tartışıyordu sonra domuz olan Bilal geldi yanıma baban sizi kimsesizlerin kaldığı yere verecek demişti inanırmıyım dövdürür müyüm bir daha kendimi sonra eşyalarımızı toparladı. Bilal ilk defa kandırmamıştı beni doğruyu söyledi ne bileyim inanmadım ben bu sefer inanmak istemedim ve babam götürmüştü bizi oraya bir sürü çocuk vardı orada kardeşim hemen kaynaşmıştı onlarla ben cam kenarından babamın bizi bırakıp gidişini izledim babam söylemese de annem ölmüştü bizi dövse de bırakmazdı bizi buralar da çok kızdım babam keşke annemi son kez görmeme izin verseydi diye bizi bırakmış boynu bükük ilerliyordu o bitmek bilmeyen yolda sonra her gece annemi görüyordum rüyalarım da çok sevmese de beni hep dövse de o şekilde görsem de rüyalarım da hala özlüyordum ne olursa olsun annemdi o benim bırakıp gitmeyecekti beni ve kardeşimi çünkü daha başımı bile okşamamıştı sarılmamıştı oğlum diye görememişti benim babam gibi kocaman adam oluşumu bu şekilde kızıyordum anneme . Bir sabah amcam çıkıp geldi bizi ziyarete gelmiş bir de dedi ki annen size bunları yolladı. Utanmıyor muydu koskoca adam yalan söylemeye baban gelip sizi alacak dedi inanmadım sarılmadan gittim amcama yatağa yattım ve ağlamaya başladım utanmıyordum orada ağlamaya orada herkes ağlardı bir köşe de ateşim çıkmış gecesine sabaha kadar annemi istemiş ama gelen olmamış yine iki gün sonra yataktan çıkabildim o da babam gelmiş öylelikle kalkabildim .Birden eşyalarımızı topladılar bizi giydirdiler ve babamın yanında aldım soluğu babam bize öyle bir sarıldı ki o da pişman belli ki bizi bıraktığına dedim affettim hemen babamı elimizden tuttu ve eve geldik. İçerisi kalabalıktı bir sürü insan herkes geçmiş olsun diyordu birine sonra kalabalık aralandı karşımda annem duruyordu. kalakaldım öylece sarılamadım yine kardeşim de gidememişti farklıydı görüntüsü ama anneydi o elini uzattı gel diye gittim yavaşça yanına usulca tuttu elimi bu sefer dövmek için değildi sarıldı sımsıkı bana ve kokumu çekti içine ben de ilk defa duyuyor gibiydim onun kokusunu iyice sarıldı bana usulca affet beni dedi affettim dedim bende hemde çoktan hem ben sana hiç kızmıyordum ki sana hep ol da döv anne dedim gitme sakın bir yere deyip sarıldım bir daha doyamamıştım o günden sonra anneme ne olursa olsun başınız da olsun anneniz
NOT : KİMSESİZLERİ KİMSE ANLAMAZ ONLARDAN BAŞKA
Yasak Tenlerde Bulamam Seni
Kaç kişi geldi geçti. Hayatımdan kaç kişiyle kirlendi bu beden Kaç kişinin yüreğinde gezdi aşkım.Dokunmadım hiç birine senin gibi değmedi dudaklarım sen olmayan birine senin kokun sinmiş yüreğime sevemedi hiç birini senin gibi olamadım senden başkasıyla. Hala seviyorum seni başkasın olsan da başkasının gözlerine baksan da seviyorum işte seni yorulmadım günden güne sen gittikten sonra her gün biraz daha fazla sevdim seni.Bir gün başkasıyla gördüm seni aklıma kazındı yüreğim senin için deli olsa da mutlu olduğunu gördüm. Deli de aptal de ama sevmek bunlarsa ben bunlara da razıyım çok ama çok seviyorum seni vazgeçemiyorum senden dokunamıyorum ellerine çırpınıyor ruhum senin ekseninde sonra duydum ki yüzük takmışsın biraz daha sevdim seni.Her gün çok ama çok sevdim vazgeç dediler biraz daha bağlandım sana körü körüne dokunmadan sevdim seni uzaktan da olsa mutluydum bununla.Senden kalan bir kaç parça eşya var odamda saklıyorum hala kokun gibi yanımda.Kimler geldi geçti aşk sandılar her şeyi ben aşka da inanmazdım sevgili sen gittikten sonra öğrendim aşkla ilgili her şeyi.Sevdiğini özlememek mi fazlasıyla özledim yanındayken kokusuna doyamamaksa aşk ben uzaktan gelen kokunla da yetindim.
Eğer ki sevdiğini mutlu etmekse sen mutlu ol diye seni sevgimi paylaştım tanımadım onlarca kişiyle ama sen yüreğimde iken dokunmadın başka tenlere ihanet etmedim yüreğimde kalan sene yıllar geçip gidecek belki ama ben hala ilk tanıdığım gibi seveceğim seni tanımadığım adları başka olan insanlara senin isminle hitap edeceğim öylece bıraktığın gibi seveceğim seni sen unut ben ''UNUTAMAM'' seni sevdiğimi ben böyle kalacağım son saatlerime kadar hep aklımda kalbimde yüreğimde ki sen olacaksın .
Eğer ki sevdiğini mutlu etmekse sen mutlu ol diye seni sevgimi paylaştım tanımadım onlarca kişiyle ama sen yüreğimde iken dokunmadın başka tenlere ihanet etmedim yüreğimde kalan sene yıllar geçip gidecek belki ama ben hala ilk tanıdığım gibi seveceğim seni tanımadığım adları başka olan insanlara senin isminle hitap edeceğim öylece bıraktığın gibi seveceğim seni sen unut ben ''UNUTAMAM'' seni sevdiğimi ben böyle kalacağım son saatlerime kadar hep aklımda kalbimde yüreğimde ki sen olacaksın .
Sevsem Ne Olur Sevmesem NE
Çekilmez bir evliliği vardı. Bir de bir kızı bir oğlu vardı bakmakta olduğu kayınvalidesi ve baldızı vardı. İbrahim bazen yok olmayı düşünürdü ama sonra kendine kızardı . Karısı çocukları ne yapardı. Ya hiç bir şeyi beğenmeyen baldızı bir de sürekli bir şeyler isteyen Aliye Hanım ne yaparlardı olmadan sürekli işe gidip gelen kendi yaşantısı olmayan biriydi İbrahim aynı saatte gider ve oteldeki masasına oturur sürekli evrak okur ve kişisel şikayetleri bakardı.Bazen özenirdi vurdumduymaz insanlara ama olamazdı hiç onlar gibi kimin bir sıkıntısı olsa ilk o koşardı onların yardıma ihtiyacı olanlara. İbrahim'de otuzaltı yaşında 1.82 boy 78 kilo civarında hatta oldukça yaşından daha genç duran hala gençliğinde ki gibi yakışıklı bir adamdı. Annesinin zoruyla tanımıştı evleneceği kızı kıramamıştı annesini Aliye Hanım'ın iki kızı birde oğlu vardı . en büyüğü olan Türkan ile evlenmişti. Oğlunu ve eşini trafik kazasında kaybedince Aliye Hanım da kızının yanına gelmiş ve onlarla birlikte yaşamaya başlamıştır.Fakat Aliye Hanım damadını hiç bir yaptığını beğenmez ve sürekli laf sokardı İbrahim bey çocuklar küçükken ses vermezdi.Ama Aliye Hanım olur olmaz yerde çocukların yanında İbrahim'i aşağılamak için yer arar dururdu. İbrahim cevap vermedikçe üstüne giderdi.Klasik kayınvalide idi Aliye Hanım. İbrahim bu baskılardan sıkılmış iş dönüşlerini uzatmaya başlamıştı. İş çıkışlarında sağda solda gezinerek yoldaki parklarda oturup zaman geçirmeye başlamıştır. Her gece de işlerin yoğun olduğunu söylemiştir.Bu durumdan evde çocuklar hariç herkes hoşnuttur. Çünkü o ne kadar çalışırsa o kadar para gelecektir düşüncesi vardı herkeste günlerini böyle geçirmeye devam eden İbrahim evinden kopmuş ve sadece yatmak için eve gidip gelmeye başlamıştır. Bir gün yine iş çıkışı sırasında ara bir sokağa girmiş sokak ışığının aydınlattığı kadarıyla sokakların arasındaki yazıları okumaya çalışıyordu. Birden bir kadın çığlığı ile kendine geldi ve sesin geldiği yöne koşmaya devam etti. Bir kadın kapkaça uğramış ve yerde ağlıyordu hemen koştu :
-Bayan hey iyi misiniz ?
Kadın başını sallayarak adamların kaçtığı yönü İbrahim'e gösteriyordu. İbrahim on adımdan sonra köşeyi döndü ve biraz ilerledi yerde bir çanta vardı ama sapı kopmuş ve yerde bağıran kadının ne kadar mücadele verdiği her halinden belli oluyordu. Kadının yanına çanta ile döndüğünde kadın ellerini temizlemekle meşgul ve gözyaşları hala akıyordu. Kadına çantayı uzattı ve;
- Maddi hasarınız var mı bilmiyorum ama özel eşyalarınız burada dedi
Kadın hafif tebessüm ederek başını kaldırdı ve gülümsedi ,
-Siz gelmeseydiniz ne olurdu bilemiyordum dedi .
Kadının üzerinde siyah saten bir elbise vardı tenini sarmalayan elbise kadın bütün hatlarını ortaya çıkarmış ve kısacık keşilmiş dalgalı saçları vardı o kadar cana yakındı ki İbrahim kadının her hareketini hayranlıkla izliyordu.Birden ağzından çıkan kelimeler kendide inanmamıştı;
-İleride bildiğim bir kafe var isterseniz orada bir su için hem de biraz dinlenmiş olursunuz dedi ,
Kadın başıyla onayladı ve kadın hafif sekerek yürüyordu. İbrahim kadının kolundan tuttu ve yavaş yavaş kafeye gelmişlerdi;
-Bir bardak su alabilir miyim ?
Polise haber vermeyecek misiniz? dedi
- Yok sağ olun ama içinde gerçekten çok bir şey yoktu.
- Bu arada ismim Hilal
-Ben de İbrahim memnun oldum
-Bende
Kadın biraz daha sakinleşmiş ve lavobaya doğruyu yürüdü ve bir on dakika sonra az önce kapkaça uğrayan kadın değildi. Saçlarını toparlamış ve hafif bir volüm vermiş ve kırmızı bir ruj sürmüştür.
Elindeki tozlu montunu temizlemiş ve eline almış ve sanki az önceki kadın gitmişti
Masaya oturduğu andan itibaren sıkıntığı parfüm İbrahim'in dikkatini dağıtmaya yetmiştir
İbrahim kadına kısa cevaplar vermekle yetinmiş ve kendini bir ahmak gibi hissetmiştir birden saatine baktı ve acil kalkması gerektiğini söyledi.
Hilal nereye daha tam iyi değilim dese de kalmak zorundaydı her akşamki dönüş saatinden iki saat kadar ilerlemişti zaman ve Hilal'den özür dileyerek ve bir peçeteye numarasını yazmıştır.
Yola çıktığında hala Hilal aklındaydı birden karısı geldi aklına ve bütün rüyası dağılmıştı kafasında bir an yok oldu her şey keşke dedi. yine herkes için sonra da kendi için bir keşke ama ne o güzel kokan kadını sevebilirdi ne de sevemediği karısını bırakabilirdi. O kendi değildi artık o kalbini duygusunu aşkını çocuklarına vermiş bir adamdı belki ama geri döndüremeyeceğini biliyordu geç kalmıştı her şey için belki hepimiz için çok gç hepimiz bir İbrahim olduk öylece yaşıyoruz işte ..
21 Aralık 2014 Pazar
Yalnızlığım Sen Kokuyor ....
Bu gece sen kokuyor her yer nereye baksam elle ele tutuşmuş gölgeler, birbirine yaklaşan insanlar görüyorum her yerde. Sonra kocaman bir nefes alıyorum onu da sen öğretmiştin bana. İlk önce kocaman açıyorum ağzımı sonra tüm şehri yutacakmış gibi nefes alıyorum ve balon yapıyorum yanaklarımı ama sonra sen yoksun öylece nefessiz kalıyorum ve öylece kalıyorum olduğum yerde ve tüm nefesimi bir sinirle salıyorum artık bu da işe yaramıyor biliyor musun ? Tabi nereden bileceksin sen beni bırak bu şehirde bile yoksun .
Aynı yeryüzünde tek bize parlayan güneşe ortak bakıyoruz sadece ama aynı yağan yağmurda ıslanamıyoruz.Çok şey var aslında böyle kızdığım beni senden mahsun bırakan her defasında küfrediyorum kendime nasıl bu kadar çok seni sevdim diye ya yıldızlar bizim yıldızımız da parlamıyor odamın camına hepsi mi küstü bana sen gidince niye onları da koydun valize ben onları da çok özlüyorum be sevgili. Bir gün çıkıp gelsem geri istesem her şeyimi verir misin ki geri ? Sen vazgeçemezsin sevdiklerinden sevdiğin eşyalardan azıcıkta olsa sevmedin mi beni ama sevseydin diğer aldıkların gibi bırakamazdın sen kokan bu koca şehirde.
Evet artık desem ne anlatsam boş sana sen ne benim ıslandığım yağmurlarımın ortağısın ne de benim ama elimde değil hala çok seviyorum biliyorum ben de unuturum seni ama zor olacak biliyorum .Bir gün ben de gideceğim bu şehirden sen gibi ama biraz daha zamanım var senden kalanları dolduruyorum valize biliyorum nereye gidersem gideyim değişen manzara olacak baktığım pencere aynı kalacak.Şehrin ismi de değişecek ama yaşadığım acı benle aynı tam sol tarafımda kalacak .
NOT: Her gidilen mesafe biraz daha özletir gideni sadece şehirler değişir kalan acılar aynıdır .
20 Aralık 2014 Cumartesi
SATILIK ARKADAŞLIKLAR !!!
Kimse yalnız kalamaz doğduğu andan itibaren. Vardır illa ki mamasını yediren anne parasını veren baba insanlar insanların hayatında doğdukları andan itibaren ele geçirirler herkesin bir sıfatı vardır hayatta bazıları annelik bazıları babalık bazıları öğretmenlik bazıları arkadaşlık bazıları ise kardeşlik görevini üstlenir hepsine ihtiyacı vardır insanın ama hangisi önce gelir derseniz her şeyden önce ailesi gelir ilk sırada .
Mert içinde öyle idi ilk başlarda yavaş yavaş yetişkin oldu ve ihtiyacı kalmadığını düşündü ailesine. Ailesi ise çok fazla düşkündü ona tek laf ettirmezlerdi ona ama Mert ise 21 yaşına gelmiş kocaman bir delikanlıydı. Mert lise hayatında başlamıştı ilk yanlışları ailesine ilk yalan söylemesi babasından yediği ilk tokat ve durmadan annesi ile tartışması hepsi bu yıllarda başlamıştı.Liseyi bırakmaya kadar gitmişti bu olay ama ailesi daha doğrusu annesi yalvar yakar oğlunun okuldan atılmasına engel olmuştu. Mert bunların farkına varmaya başlamış ve onu kötüye götüren arkadaş çevresinden kopmaya başlamıştı daha sonra bu değişim ders notlarını etkilemiş ve liseden mezun olmuştu Mert ailenin tek okuyan çocuğu idi. Mert'ten iki yaş küçük olan kardeşi Mete ilkokulu bitirmiş ve okul hayatını sonlandırmıştı. Mert ise ilk girdiği üniversite sınavında iyi bir sonuç almış babasının maddiyatı yüzünden o senelik okul hayatına ara vermiş ve tekstilde çalışmaya başladı. Mert hayatın ve para kazanmanın zorluğunun gün ve gün farkına varıyor ve her gün işletme müdürüyle tartışmaktan yorulmuştu ve annesi ile aynı iş yerindeydi. Kendine laf söylenmesi değil de annesine bağırılması Mert'in zoruna gidiyor ve babasına daha çok kızmasına neden oluyordu aynı iş yerinde çalıştığı bir günde İstanbul'dan iş başvurusuna gelen bir aile ile tanıştı. Karı koca ikisi de gerçekten mutluydu ve yeni bir hayata başlamak için yeni bir iş yeni bir şehir seçmişlerdi ve işe kabul edilmiş ve ertesi sabah iş başı yapmaları söylenmişti. Diğer sabah o işe alınan Necla abla ve eşi Ahmet abide orada idi ve birde oğulları görünümü günümüz çağına uygun olan küçük bir kasaba için fazla modern olan bir çocuktu Burak . Herkes tarafından yadırgansa da benimle birlikte ayakta kalanlardan biriydi o ve ilk tanışma böyle olmuştu. Daha sonra günler Mert ve Burak için hızlı bir arkadaşlığın başıydı ve ikisi de diğer herkesten farklı olduklarını sanırlardı. Mert ve Burak iyi bir ikili olmuşlar ortamları ve yaşam tarzları da herkes tarafından ilgi çekiyor ve onlarla takılmak onları aralarına almak isteyen arkadaş grupları vardı onlarsa tek hedefleri içki içmek kızlarla daha fazla zaman geçirebilmek ve aylık en çok kızı yatağa kim atacak iddiaları vardı. Durmadan farklı kızlarla tanışıp farklı işler peşindeydiler ve Mert bir gün iş yerinden Burak ile kaçmıştı Mert o gece mesai yapması gerekirken o gece Burak'ın dolduruşuna gelip işten bir gecelik kaytarmayı başarmıştı. Evet o gece çok eğlenmişler farklı mekanlara geçmişlerdi .Sabahında ise işe gitmek için servise binmişler ve iş yerine vardıklarında müdürden herkesin içinde fırça yiyen ve ağız dolusu sözün üstüne bir de küfür yiyen Mert sinir olmuş ve patronun suratın ortasına bir yumruk atmıştır. Bunun üzerine Mert iş yerinin bahçesinden güvenlik tarafından atılmıştır. Bu sırada Mert'in gözü arkadaşı Burak'a takılmıştı Burak ise yanında duran Elif ile konuşturmaya kaptırmış ki Mert aklında değildi. İşten çıkarılan Mert bir süre eve kapanmış ve Burak gelip gittikçe görüştüler. İlerleyen günlerde Mert yine lisedeki haline dönmüş ve ailesi ile durmadan tartışmalar başlamıştı.Her gece Burak ile sabahlara kadar içip arkadaşının evinde kalmıştır ailesi Mert için arka planda kalıyordu ve onlar ona göre hep yalnıştı. Daha sonra girdiği ÖSYM sınavı sonuçlarına göre Mert ve Burak tercih yaptı. Mert Eskişehir ANADOLU ÜNİVERSİTESİ İŞLETME FAKÜLTESİNE yerleşmişken Burak ise A.Ö.F İşletme bölümü kazanmıştı MERT gidecekken Burak'ta gitmek istiyordu ama ailesi A.Ö.F Olduğunu öğrense Burak gidemezdi ve ailesine yalan söyleyerek o da Mert ile gitti ve ilk yıllarında da beraberlerdi. Bir buçuk yıl da orada öylece gitmiştir ve herkesin dediği doğru oldu yine çünkü Mert'in babası da dahil olmak üzere okula değil hayatını yaşamaya gittiğini en başından beri biliyorlardı.Denilen de olmuştu gittikleri gibi ellerinde iki valizle evlerine dönmüşlerdi.Mert bir mağaza da işe girmiş 2 yıl içinde başarılı bir konuma gelerek Mağazanın işletme müdürü olmuştu. Arkadaşı ise bir barda gitar çalmaya başlamıştı o dönem Mert ve Burak hala beraberlerdi.Mert ailesi ile iyi geçinmeye başlamış ailesi ve diğer arkadaşları Burak'tan uzak durmaları için hala uyarılara devam ediyorlardı herkes onun zararına olduğunu düşünüyorlardı ama Mert inanmıyordu Burak olmazsa olmazdı ama zaman o kadar iyi ilerliyordu ki Mert güzel paralar kazanmaya başlamış ve her gece Burak'ın sahne aldığı bara Burak yalnız kalmasın ve bar da kalıcılık sağlasın diye kalabalık arkadaş gruplarını bara götürüp herkesin hesaplarını da kendi cebinden ödüyordu. Burak sanki her seferinde istediğini yaptırıyor Mert ise arkadaşı işsiz kalmasın diye uğraşıyordu. Bir süre bu böyle devam etti ve Mert kazandığından fazlasını harcamaya başlayınca şirkete olan açıkları şirketin gözünden kaçmıyordu ve son yapılan mağaza sayımında 7 bin liralık açık vermiş ve borcu için bir senet imzalamıştı ve mağaza yönetimine son verilmişti. Mert bunu kaldırabilir miydi ? bilemedi ama arkadaşı aynı sene içinde maddi durumu iyi zengin hatırı sayılır bir işletmecinin kızıyla evlenmişti. 3 yıl sonra gelinen nokta Mert yeni bir üniversite ve tekrardan insanlara güvenini sağlamış gerçekten güvenebileceği dostlar kazanmış ve insanlığın hala devam ettiğini görmüştür . Burak ise kayın pederinin yanında çalışmaya başlamış ,ve onun evinde oturmaya devam ediyordu. Mert Ailesi için tekrardan hayata bağlanmıştı.
...
NOT: 3 yıl Geçen arada Mert intihar etmiş ve hayatta kalmayı başarmıştı İşini ,Arkadaşını, ailesini kaybetmiş bir insan olarak tekrar hayata bağlandı sadece ve sadece ailesi vardı artık yanında ....
Size en yakını sevdiniz mi siz
Size en yakın olan hep yanınızdadır sanırsınız .Aslında yoktur öyle bir şey size en yakın ilk gidendir aslında. Siz geleceğinizi onun üstüne kurarken o başkalarıyla plan yapar tek taraflı yürümez gerçek sevgi aşk falan oluşmaz ortada sen seversin sadece giden yola çıkmıştır haberiniz yoktur sadece siz öyle seve kalırsınız beklersiniz o da sever diye
19 Aralık 2014 Cuma
Hangi Tenlere Takıldın Dönmedin Hala Bana
Avazı çıktığınca bağırıyordu Yasemin. Belki de sesi kısılana kadar nefessiz kalana kadar bağırdı. Ama karşısında sanki bir insan yoktu. Tavana yakın asılmış saate hafif ayışığı vuran perdelere çerçevelerin asılı olduğu lila renginde ki duvarlara ama bir insan yoktu karşısında onu anlayabilen. Zaman durmuş geçmiyordu sanki sonra bir sigara daha yaktı Murat.Yasemin hızla elindeki bardağı masaya koydu ve tutamadı gözyaşlarını ve sordu suçu ne yaptım da ben sana bunları yaşatıyorsun hep bana sessiz kalmıştı Murat ve yine cevapsız kalmıştı sorular.
18 Aralık 2014 Perşembe
KİM ÖLMÜŞ Kİ SEVGİLİ
Bu sabah erken uyanmışsın sevgilim,
Yastığında kokun var hala ,
Sıcak ekmek mi almaya gittin,
Kahvaltı hazırlıyorsun galiba bana ,
Sen kokuyor banyo hala,
Ooo çayı da koymuşsun ocağa ,
Akşam da kalan kuru fasulye de hala tezgahta,
Yine mi takıldın bakkala,
Laf yarıştırma şu adamla,
Bak hala gelmedin yanıma,
Kızıyorum yine sana
Birden kapı çaldı ,
Sen geldin diye koşarak
Yastığında kokun var hala ,
Sıcak ekmek mi almaya gittin,
Kahvaltı hazırlıyorsun galiba bana ,
Sen kokuyor banyo hala,
Ooo çayı da koymuşsun ocağa ,
Akşam da kalan kuru fasulye de hala tezgahta,Yine mi takıldın bakkala,
Laf yarıştırma şu adamla,
Bak hala gelmedin yanıma,
Kızıyorum yine sana
Birden kapı çaldı ,
Sen geldin diye koşarak
İki Kadın Bir Yalnızlık
Siz hiç uçurum kenarında uçurtmalar uçurdunuz mu ? Tabi ki kimse ölüme adım kala oyun oynamayı düşünmez. Hele ki yalnız , kimsesiz ve korkuyorsanız . Çocuklarının önünde dövülen bir kadındı Zeliha yoksukluk değildi onu yıpratan ellerinin nasır tutması gündelik işlerde çalışıp bütün parasını kocasına kaptırması bunlar değildi asıl meselesi çocukları her gün titreyerek sarılırlardı Zeliha'ya. En çok bu canını yakardı onun yediği dayaklar değil .O da diğerleri
Zamanı Durdura Bilseydim Kalır Mıydın Benimle ?
O an uzaklardan gelirken gördüm seni yaklaştıkça hızlandı kalp atışlarım sanki zaman durmuştu yanımdan geçerken sadece bakakaldım senle konuşmak için çok sebep düşündüm ama hiç biri yeterli değildi o keskin bakışlarını geçmek için insan hiç tanımadığı birine '' DÜNYALARI VERMEK İSTEYEBİLİR M İ?'' Evet ben istedim kocaman bir boşluğun içine düşürdün.Beni kendimi o kadar basit o kadar acınası his ettim ki olmadı başaramadım yanına gelebilmeyi bütün gece uzaktan izledim seni sadece uzaktan dokundum saçlarına bekledim belki bir cesaret gelir de konuşabilirim senle ama ne fayda ben seni de diğerlerini de hep uzaktan sevmekle yetindim ... Sadece dua ettim bir anda olsa zaman dursun ikimizde o kalabalığın içinde kalakalmak istedim çalan şarkılar eşlik etti güzelliğine kulağımda çalan tını
Seve bilmeyi Denediniz mi ?
Kim olursa olsun fark eder mi ki sevebilmek için illa bir neden mi lazım sana bana evet belki de bir neden bir sebep lazım biz insanlara . Çünkü biz kimseyi nedensiz çıkarsız sevemeyiz. Var oluşumuz da var belki de bu düşünüyorum şuan yazdıkça aklıma geliyor nedensiz sevdiğim insanlar ve umarsızca çekip gidenler. Evet hak etmedim gidenlerin gidişini ödülüm arkasından ba
Ada'nın yanlızlığı
Üniversite birinci sınıfta şahit olduğum bir aşktı . Ada annesi ve kız kardeşleriyle yaşayan babasını erken yaşta kaybetmiş ama hayata o kadar sıkı bir şekilde tutunmuş ki ailesini hiç bırakmamış ailesinin gurur kaynağı olmuştu. Arkadaşları arasında sevilen bir insandı çünkü Ada tam a
ALIŞKANLIKLAR
Yeni bir günle başlar alışkanlıklar her gün aynı saatte uyanmak gibi her sabah kahvaltıda çay içmek gibi sürekli tekrarlanır olmayınca aranır boşluk oluşur hayatımız da .Pantolonlar bir yerde olmak z
17 Aralık 2014 Çarşamba
TERK EDİLMİŞLİK VAR BUGÜN BENDE
Gecenin bir yarısı sokakta gelen bir arabanın farları bozdu karanlığımı hafif doğruldum cama doğru biraz darmadağın biraz tutunarak yan komşumdu gecenin bir yarısı gelen vur patlasın çal oynasın bir gecenin daha sonuydu onun için yine ağzında bir şarkı mırıldanıyor ve sürekli tekrarlıyordu aynı bölümü :
BAZEN
Beyaz'ın Lekesi
Kocaman gözleri vardı ışıl ışıl parlayan sadece sevmeyi isterdi diğerleri gibi ama belki de aklına gelmezdi sevmek 16 yaşında sadece hayatı seven bir kızdı diğerleri gibi. En sevdiği şarkılar ile güne başlayan sadece uykusunu kaçıran rüyaları vardı. Olmayan hayal ettiği şeylerden korkan masumdu.Belki de tek suçu masum olmaktı.
Yaşayamadığım Aşklar ...
en kuytu köşelerinde takılır kalır ruhunuz. Günün ayın yılın belkide geçen zamanın önemi olmaz hayatınızda sorarsınız kendinize bazen sesli bir şekilde bazen kısık

















.jpg)






